İSLAM ve BİLİM

       

ALTUNTOP.ORG

İSLAM ve BİLİM

ZİYARETÇİ DEFTERİ

TAVSİYE EDİNİZ.

SAYFA YÜKLENİYOR.

LÜTFEN BEKLEYİNİZ.

WWW.ALTUNTOP.ORG

KARINCANIN AYAKSESİNDEN - ALTUNTOP.ORG

İSLAM ve BİLİM

KARINCANIN AYAK SESİNDEN

******

ANA SAYFA

****

İSLAM ve BİLİM

****

ÖNSÖZ

****

ALFABETİK KONULAR

****

POPULER KONULAR

****

SON EKLENENLER
****

YENİ 20 SAYFA

* Organ Bağışı ve Nakli

****

* Telfik Nedir ?

****

* NÜFUS PLANLAMASI TUZAK, KÜRTAJ CİNAYETTİR

****

* Avrupa'da Nüfus Endişesi

****

* ARTMAYANLAR MUTLAKA EKSİLİRLER

****

* NÜFUS PLANLAMASI VE GERÇEKLER

****

* MÜSLÜMANIN SAATİ

****

* İSRAİLİYAT NEDİR, NE DEĞİLDİR?

****

* CAHİLİYE DÖNEMİNDE NESİ' OLAYI

****

* MÜSLÜMANLAR UYANIK OLMALIDIR

****

* İSLAMDA İLK FİTNE

****

* FAYDALI İLİM ÖĞRENMEK

****

* BİYOLOJİK TEHLİKE VE AHLÂK

****

* BUDA KİMDİR VE BUDİZM NEDİR?

****

* İLİM ÖĞRENMEK

****

* ŞEYTAN CİNLERDENDİR - MELEK DEĞİLDİR

****

* Okuma - Yazma Komedisi.

****

* İSLAM AÇISINDAN DİN ve BİLİM

****

* SEBE MELİKESİ BELKIS'IN TAHTININ NAKLİ

****

* ZAMANIN BİLİMSEL GERÇEĞİ

****

****
****
KATEGORİLER
****
MÜSLÜMAN
BİLİM ADAMLARI
****
****

ALTUN SAYAC

Aktif Ziyaretçi: 3
Bugün Gelen Ziyaretçi: 410
Toplam Ziyaretçi: 1527790
IP Adresiniz: 54.235.48.106
Çözünürlüğünüz:

Sitemizi ziyaretiniz

****
ANA SAYFA
****

  Hayırlı sabahlar sevgili insanoğlu! Bugün yere basarken beni görüp dikkate aldığın için teşekkür ederim. Her gün yürürken kaç kardeşimi öldürüyorsun, hiç düşündün mü? Tabii ki, bilerek basmıyorsundur! Ama her zaman bugün dikkat ettiğin gibi davranırsan, çok daha iyi olur. Neticede öldürdüğün karınca veya başka bir böcek Allah'ın yarattığı bir sanat eseridir. Hem öyle bir sanat eseriyim ki, benzerimi yapman mümkün değildir; üzerimdeki sanatlardan ancak ilham alabilirsin.

       

  Küçücük bir saatin içindeki çark ve yayların zamanı göstermek için bir araya getirilmesi nasıl bir saatçinin ilmini ve iradesini gerektiriyorsa, o saatten daha mükemmel bir makine gibi çalışan ve dünyanın en kuvvetli hayvanı olan benim yaratılmam da, ancak Rabbimin sınırsız ilim ve kudretiyle mümkündür.
    Dünyanın en kuvvetli hayvanı olduğumu söylememi, belki biraz garip karşıladınız? Ama nispetler perspektifinden baktığınızda hiç de garip gelmez. Siz en fazla ağırlığınızın iki-üç katını kaldırabilirsiniz. Ben ise ağırlığımın elli katını, hem de çenelerimle kaldırırım! İşte böyle muhteşem bir sanat eseriyim!
    Ayrıca hayvanlar arasında en kalabalık nüfusa sahip canlı grubuyum. Sizlerden yeni doğan her kırk kişiye karşılık, bizden yedi yüz milyon karınca yeryüzüne gelir. Bu kadar fazla nüfusa rağmen, dünyayı fesada boğmadan, gözünüzden uzak, kendi halimizde sevk-i İlâhî ile üzerimize aldığımız işleri aksatmadan yerine getiririz. Kutup buzulları dışında, hemen hemen dünyanın her tarafında yaşarız, ama sıcak bölgeleri daha çok severiz.
       Bizler cemiyetçi ve cumhuriyetçi yaratıklarız. Bir arada, Kudreti Sonsuz Rabbimiz'in sınırsız ilmiyle aramızda yaptığı iş bölümüne itaatte kusur etmeden yaşarız. Dev metropoller gibi şehirler kurarız. Milyonlarca fertten müteşekkil şehirlerimizde gıda depolarımız, yavru bakım odalarımız, muharip askerlerimizin kışlaları bulunur. Bugün yaklaşık dokuz bin ayrı nevimiz bilinmektedir. Her bir nev'im kendi hususî yaratılış programına göre temizlikçiler, ziraatçiler, hayvan yetiştiriciler gibi farklı mesleklere ve bu mesleklere uygun vücut donanımına sahiptir. Yani bütün kardeşlerimiz, yapacakları işlere göre hususî âletlere sahip yaratılmıştır.
    En mühim hususiyetimiz olan mükemmel içtimaî nizâmı, insan olarak kendi cemiyetinizde henüz tesis edemediniz. Birçok peygambere de muhatap olduğunuz halde (Asr-ı Saadet dönemi ve kısmen buna benzeyen birkaç dönem hariç) ideal bir içtimaî sistem kuramadınız. Çünkü sahip olduğunuz akıl, şuur, idrak gibi hasletler yanında, imtihan için size verilmiş nefis, birçok kuvve ve şeytan, ideal bir cemiyet kurmanıza engel olmaktadır. Bizler ise, acziyetimize ve zayıflığımıza dayanarak, Rabbimizin bize vahyettiği hayat tarzı üzerinde hiçbir yorum yapmadan itaat ettiğimiz için, mükemmel çalışan bir devlet organizasyonuna sahibiz.
   Bize vahyedilerek kurdurulmuş olan mükemmel cemiyet hayatının temelinde; fedakârlık, kendi vazifesini yapıp başkasının vazifesine karışmama, şahsî hayat yerine cemiyet hayatının düzgün olmasını esas alma gibi kaideler yatmaktadır. Siz insanlar için bir imtiyaz olan bu gibi davranışların, biz karıncalardaki mevcudiyetini; transformasyon, evolusyon ve tabiî seleksiyon gibi bir hipotezle izah etmenin mantığını hiç kimsenin kuracağını sanmıyorum. Evrimciler, bizim seksen milyon sene önce yaşamış bir yaban arısı türünden (hayatta kalma mücadelesi neticesinde) evrimleştiğimizi iddia ediyor. Evrimcilere göre; biz yalnız yaşayan fertler iken, birlikte yaşamanın daha faydalı ve hayatta kalma yolunda daha avantajlı olduğunu anlamış ve "Artık sosyal böcekler olalım, diğer türlerle mücadele için cemiyet hayatı daha faydalıdır(!)" demişiz. Diyelim ki, aklımıza birden böyle bir fikir geldi ve anlaştık. Pekiyi, ayrı ayrı meslek birimlerini, farklı vücut tiplerini ve üreme mekanizmalarını kendimiz nasıl icad ettik? Ne böyle bir ilmimiz ne de kudretimiz var!
    Yaratılışımızdan beri, kendi aramızdaki sınıf sistemine göre; kraliçe, işçi ve askerlerimiz arasındaki farklar nasıl meydana geldi? İşçilerimizi kraliçeye bakıp beslemek üzere kim ikna etti? Halbuki evrim teorisine göre, herkes kendini düşünüyor ve diğerleriyle mücadele ediyordu. Askerlerimizi nöbet tutma hususunda kim vazifelendirdi? Bu kadar fedakârlık ve teavün (yardımlaşma) içinde bir milyon ferdi bir arada tutacak, Kudreti Sonsuz Rabbim'den başka kim olabilir ki?
    Bazı devletlerimizin büyüklüğü 2,5-3 km2'lik bir sahaya yayılış gösterebilir. Birbiri ile irtibatlı kırkbin-kırkbeşbin yuvada yaklaşık bir milyon kraliçe, üçyüz-üçyüzelli milyon işçi, arasında hiçbir anarşi ve huzursuzluk olmadan hayat sürmektedir.
    Nesillerimizin devamı için vazifelendirilmiş kraliçemiz hayatı boyunca yumurta yapmakla meşguldür. Bir karınca devletinde birden fazla kraliçe olabilir. Daha iri yapıdaki erkeklerimizin vazifesi ise, kraliçe ile birlikte, kısa bir uçuşun bitiminde spermlerini nakletmektir. Bu vazifeden sonra erkekler ölmektedir.
    Askerlerimiz çok hususî kimyevî silâhlarla mücehhezdir; başları ve ağız yapıları farklı olan askerlerimiz, sadece devletimizi korumakla meşgul olduklarından ihtilâl yapmayı düşünmez. Onlar, sadece devletin bekâsını düşünüp, derin ve kirli menfaat münasebetlerine girmez. Devletimizin ekonomisinden mesul işçilerimizin hepsi, üreme kabiliyeti olmayan (kısır) dişilerdir. Fedakâr işçilerimizin bir kısmı yavruları ve kraliçeyi besler, bir kısmı yeni koridorlar açıp ilâve binalarla yeni katılanlara yer hazırlar. Bir kısım işçiler ise, yiyecek aramak üzere keşiflere çıkar, bir kaynak bulduklarında herkese haber verirler. Askerlerin ve işçilerin içinde daha alt birimler halinde inşaatçılar, toplayıcılar, yetiştiriciler, esir muhafızları ve yağmacılar vardır.
    Devletimizin ekonomisi fedakâr işçilerimizin sırtındadır. Çenesi güçlü işçiler; sert kabuklu olmasına rağmen, buğday tohumlarını, kırıp öğütmeleri için başka işçilere aktarır. Bunlar da iyice ufaladıkları buğday tanelerini ıslatıp hamur haline getirir ve kuruması için güneşe serer. Bu kuru yufka yapma ameliyesi sonunda, kışlık yiyeceğimiz hazırlanmış sayılır.
    Bazı türlerimiz, bitki bitlerini (aphid), tavuk veya koyun beslemeniz gibi hususî ahırlarda besler. Bitkilerin özsuyunu emerek bitkilere zarar veren bu bitler, sahip oldukları enteresan biyokimyevî mekanizma ile bitki özsuyunu şerbete çevirip vücutlarının arka ucundan dışarı ifraz eder. Arkadaşlarımız da, bu bitlerin çıkardığı bal özünü emerek geçimlerini temin eder. Bu mevzuda da aramızda iş bölümü yapılmıştır. Bir kısım arkadaşlar bu bitlerin şerbetini sağarken, arkadaşlarımızın diğer kısmı da, onlar için barınak yapar, bitlerin yumurtalarını korur; kışın sıcak yerlere, baharda da güneşe çıkararak, kendileri için bal üreten bu bitlerin yaşaması için gayret eder.
    Yüzlerce yuvadan müteşekkil devletimizin en mühim hususiyetlerinden birisi, çok ince hesaplarla ayarlanmış olan yuva içi iklim şartlarıdır. Bizler fizik, klimatoloji ve meteoroloji gibi dersler okumadığımız için, dünyamıza ait hava şartlarının nasıl olması gerektiğini bilmeden, sevk-i İlâhî ile kendimizi müthiş bir ayarlamanın içinde buluruz. Yuvaların giriş bölümünün güneşe ve dünyanın manyetik alan yörüngesine göre nasıl ayarlandığını, hava yollarının izolasyonunu, gün boyu uygun bir sıcaklığın dengeli olarak sürdürülmesi için gerekli olan havalandırmayı, merkezî olarak ısı üretme ve soğutma dengesinin en mükemmel şekilde yürütüldüğünü, yuvada fert sayısı arttığında yeni ilâve yuvaların hangi yönde ve ne kadar büyüklükte açılırsa hava şartlarını bozmayacağını bizler bilemeyiz. Ancak İlmi ve Kudreti Sonsuz'un takdiriyle bize vahyedilen (lütfen peygamberlere inen vahiy gibi anlamayın!) cebrî lûtufla, devletimizde huzur tesis edilmektedir. Bu mevzuda kesin bir program da yoktur; duruma ve şartlara göre esneklik vardır. Meselâ, gıda sıkıntısı ortaya çıkarsa işçiler, 'besleyici' olarak isimlendirilen hususî makineler şeklinde hizmet vermeye başlar. Bunların yedek midelerindeki gıdalar hususî bazı kimyevî muamelelerden geçirilerek güçlendirilir ve zayıf olanlara yedirilir. Gıda sıkıntısı ortadan kalktığında bunlar tekrar işçi fertler hâline dönüşür. Zaten bu fedakârlıklar olmasa, elli milyonluk bir devlet, nasıl problemsiz olabilir ki?
    Bizim mantığımızda, 'hedefe en kısa yoldan varma' gibi bir düsturumuz vardır. Yiyecek aramaya hep tek sıra halinde çıkarız ve yol boyunca birbirimizi bıraktığımız kokudan tanıyarak takip ederiz. Yuvalarımız her zaman yer altında değildir. Bazı türlerimiz yer üstünde, bazılarımız da ağaçlarda yuva yapar. Yer altında yaşayanlarımız kanatsız olmalarına rağmen, aşırı bir nüfus artışında ve yeni bir karınca devleti kurulduğunda, kanatları ve üreme kabiliyetleri olan fertlere dönüşürler; uçarak yuvadan ayrılırlar. Uçma esnasında ve yere konduklarında erkekteki spermler kraliçeye aktarılmış olur. Vazifesini bitiren erkek ölürken, kraliçe de ömür boyu sürecek olan yumurtlama faaliyetine başlar. Kraliçenin artık ihtiyacı olmayan kanatları düşer ve önce kendine küçük bir oda hazırlayarak yumurtaları buraya istifler. Altı-sekiz hafta sonra yumurtalardan çıkan işçiler, kraliçenin kız evlatları olduğundan, kraliçenin vücut salgısıyla beslenir. Daha sonra işçiler tarafından yeni yeni odalar yapılarak yuvaya ilâve edilir.
    Hafızamız çok güçlüdür. Geçtiğimiz her yerin fotografını çekip beynimizde depolarız. Yuvamızdan uzaklara gittiğimizde kolaylıkla dönebilmek için, Rabbimizin Hafîz ismiyle hediye edilmiş bu hafızayla birlikte, koku ve diğer topoğrafik özellikleri de kullanırız. Ayrıca çok iyi bir haberleşme ve bilgi nakletme sistemine sahibiz. Zaten Neml Suresi'nin 18. ve 19. âyetlerinden anlaşıldığı kadarıyla, Hz. Süleyman (as), dilimizi anlayabiliyordu. Aslında bütün mahlûkâtın hususî dili vardır, ancak Kur'ân-ı Kerim'de kuşların dilinden açık olarak, bizim dilimizden ise işaret olarak söz edilmektedir. Rabbimin sizlere okuyup anlamanız ve hayatınızı düzenlemeniz için indirdiği Kur'an'daki hakikatlere biraz dikkatle, tabiat kitabıyla mütalâa ederek baksanız, çok mühim bazı hakikatlere vâkıf olacaksınız. Meselâ, Allah (cc), kâinatın bir nevi fihristi hükmünde olan mukaddes kitabında müstakil bir sureye adımı (Neml) vermiş. Bunun bir hikmeti yok mudur? Hiç merak etmez misiniz? Benim gibi gözle bile zor görülen, yerlerde gezerken bazen üzerine basılan bir hayvanın ismini niçin bir sureye versin?
    On sekizinci âyeti meâlen hatırlayalım: "Nihayet karıncaların bulunduğu vadiye geldiklerinde bir karınca dedi ki: "Ey karıncalar, yuvalarınıza girin. Süleyman ve orduları farkına varmadan sakın sizi ezmesin." Buradan bazı neticeler çıkarabiliriz: 1-Bizim de hususî bir dilimiz vardır. 2-Bizim başımızda milletini düşünen, faydalı siyasetler ortaya koyan ve tatbik eden tek bir otorite vardır. 3-Emirle hareket ediyoruz ve birbirimize tebligatta bulunuyoruz. 4-Muntazam işleyen bir cemiyet hayatına sahibiz. 5-İçimizde postacılar ve kontrolörler mevcuttur.
    Kısacık bir âyetten kendi aklımla bu sonuçlara vardım. Bir sismolog ve zoolog gözüyle de baktığımızda, Hz. Süleyman (as)'ın ordularının gelişinden, onların ayak seslerinin yerde hâsıl ettiği titreşimleri hissederek haberdâr olduğumuzu da düşünebiliriz. Ayaklarımızdaki en küçük titreşimlere bile hassas olan dokunma reseptörlerinin varlığından henüz kimsenin haberi yokken, biz yeryüzündeki bütün titreşimlerden haberdârdık. Zelzele uzmanları ve hayvan davranışçıları, daha ancak şimdilerde, yuvalarımızdan zelzele öncesi dışarı çıkışımızdaki anomaliye dikkati çekiyorlar.
    Atalarınız bu hususta daha dikkatli idiler. Yuva yapmadığımız yere inşaat yapmazlardı. Çünkü bizlerin kaygan zeminli araziye yuva yapmadığımızı fark etmişlerdi. Gökdelen gibi dev binaların ısı ve havalandırma projelerini alan mühendisler de yuvalarımızdaki ucuz bir maliyetle sağlam ve verimli çalıştırılan iklim ayarlanmasını henüz fark edip, bunun hesaplarını yapmakla meşguller. Bilgisayar programcıları da, 'Karınca Kolonisi Optimizasyon Algoritması' adı altında bazı problemlerin çözümü ve petrol tankerlerinin kaza yapmadan nakliyat yapması için, devletimizin işleyişini örnek alarak modelimizi çıkarmaya çalışıyorlar. Çok üzüldüğümüz bir husus ise; Kur'ân gibi bir kitaba sahip olduğunuz ve âyetlerle dikkatiniz çekildiği halde; Kur'ân'dan habersiz yabancıların, tabiatı okumayı ve mânâlandırmayı sizden daha iyi beceriyor olmalarıdır.
    Kraliçemiz yirmi yıl kadar yaşayabilir ve biz de ona üşenmeden bakarız. Çünkü hiç durmadan yumurta üreterek yeni arkadaşlara sahip olmamıza vesile oluyor. Cesamet olarak bizi küçük görüp de bir şey yapamazlar demeyin. Beş yüz bin kişilik bir grubumuz, büyük bir kuşu, bir kurdu veya bir atı öldürebilir. Isırma, sokma, asit fışkırtma gibi çeşitli silâhlara sahibiz. Madagaskar'da yaşayan Adetomyrma isimli yeni keşfedilen bir cinsimiz, kendi larvalârının vücut sıvısını emerken, bazı türlerimiz ise et yer. Gerek hayvanî, gerekse nebatî gıda ile beslenen türlerimiz, bir çeşit temizlik işçisi gibi çalışarak, yeryüzünü çöplük olmaktan korur. Tabiî ki bu işleri yapmak üzere bize iki çift çene parçası verilmiştir. Dıştakiler büyük olup yiyecekleri taşımaya ve toprağı kazmaya, içtekiler ise küçük olup gıdaları kesip öğütmeye yarar. Güney Amerika'da yaşayan Trachymyrmex isimli türümüz, yuvasında mantar yetiştirerek geçinir. Benzer şekilde Atta isimli başka bir türümüz de, mantar yetiştirir, ama diğerinden farklı olarak, bu tür bitkilerin yapraklarını keserek yuvasına taşır, bu yaprakların çürümesi (fermantasyonu) neticesinde açığa çıkan sıcaklık ve rutubetten istifade eder. Bazı türlerimiz de, başkalarını esir alarak onları köle olarak çalıştırır.
    Sevgili insanoğlu! Bu konuşmayı bitirirken, bundan böyle, bastığın yerlere daha fazla dikkat etmeni ve nasıl bir sanat eserini ezmek üzere olduğunun farkına varmanı dilerim. Mahlukatın üzerinde bir şeref ve pâyeye sahip olsan da, bu beni küçük görmeni gerektirmez. Selâm ve muhabbetlerimle...
  
  
*   MAKALE :    Prof. Dr. Arif SARSILMAZ
   
* MEHAZ: SIZINTI DERGİSİ’NDEN ALINDI.
  

   

ANA SAYFA
****
****
face paylaş
****

YASAL UYARI

****
İLETİŞİM SAYFASI
****
****
****
FACEBOOK  SAYFAMIZ
 ****
HABERLER
****
ANA SAYFA
****

*******

Bu site en iyi Internet Explorer 5.0 ve üzeri sürümlerde  1024x768 piksel ayarlarında görüntülenir.

COPYRIGHT © 2005 BY ALTUNTOP.ORG / Abdülhakim ALTUNTOP HER HAKKI SAKLIDIR.